Dilimizde bulunan ekşi tadı alma, tatlı tadı alma, tuzlu tadı alma ve acı tadı alma bölümleri; ekmek tüketildiğinde ekmeğin içeriğindeki şeker dolayısıyla tatlı tadı alma bölümünün haricindeki diğer üç bölümünün bu içerikle üzeri örtüldüğünden ötürü duyuları bir anda şoka uğratarak denge bozucu pozisyonuna düşmektedir.

Ekmeğin bu şekildeki şoke etme durumu ve bağımlılık durumuna sebep olan şey içeriğinde yer alan “früktoz” adlı malzemedir. Bu malzeme yiyecek üretimi dünyasında herkes tarafından bağımlılık yaptığı bilindiği halde ürünlerin daimi olarak satın alınmasının isteği yüzünden sürekli olarak kullanılmaktadır. Her çeşit tuzlu yiyeceğin ve tatlı yiyeceğin içerisinde mısır unundan elde edilen mısır şurubu yani früktoz içeriği eklenmektedir. Yani dolayısıyla ekmeğin de içerisinde bulunan bu tip maddeler bağımlılık yaparak sağlık açısından pek çok olumsuzluğu meydana getirebilmektedir.

Bahsedilen bu alışkanlıklar, normal sağlıktaki bir insanın göstermesi gereken normal çabayla birlikte atlatılmaya çalışılsa da, bunun yanında ciddi manada kilo problemi ya da başka bir sağlık problemi olan insanların bu tip alışkanlıklarından kurtulması çok daha zor olmaktadır. Diyetisyenlere ya da benzer hastalıklarla uzmanlara başvuran çoğu hastanın tatlı ürünleri ve ekmek çeşitlerini bırakmakta çok zorlandığı not edilmiştir. Bu durum tamamen früktozun vücutta yarattığı zararlı bağımlılığın neticesidir.

Früktoz içeriğinin yanında bir yandan da ekmeklerin içerisine konulan aşırı miktardaki tuz rakamları ve bundan da önemlisi ekmeklerin daha uzun dayanıklı olabilmelerini, küflenmeden durabilmelerini sağlamak adına kullanılan birden fazla kimyasal madde de sağlığımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Bu malzemeler vücutta birikerek ilerleyen dönemlerde problemler yaratabilmektedir.

Bu konu çok bilinmese de Türk halkının genetiğinde glütene ve mayaya karşı bir alerji durumu bulunmaktadır. Hatta konu hakkında Dünya Sağlık Örgütü’nden bir açıklama gelmiş ve Türklerin ekmek tüketimi sorununa çözüm getirdikleri taktirde bu tip hastalıkların görülme oranının yüzde otuzluk bir miktarda gerileyeceği söylenmiştir.

Özellikle beyaz ekmek konusunda görülen yoğun tüketim neticesinde, bireylerin günlük olarak tüm öğünlerinin toplamında en az 7-8 dilim ekmek tüketmeleri, bazı bireylerin bu durumu abartarak gün başlangıcından gün sonuna kadar 10 dilimden fazla ekmek yemesiyle yarım ekmeği de geçen miktarlarda ekmek tüketmeleri metabolizmadaki çoğu dengeyi alt üst etmektedir. Ekmeklerin içeriğindeki glisemik endeks değerleri zaten yetmişle yüz birim arasında gezindiği için son derece yüksek rakamlardır ve biz ne kadar çok ekmek tüketirsek bünyemize o kadar çok rahatsızlık yaratacak öğe sokmuş bulunmaktayız.

Ekmek tüketimiyle birlikte vücuda alınan toksik yapıdaki ürünler iştahımızı açarak daha çok acıkmamıza da neden olabilmektedir. Karbonhidrat tüketimlerinden yüksek glisemik değerli ekmek gibi ürünleri tüketmek yerine daha düşük glisemik değerli ürünler tüketmek, vücutta oluşabilecek kronik hastalık unsurlarını daha az seviyelere indirebilme özelliğine sahiptir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz